Akdeniz Üniversitesi Bilim Kafe etkinliğinde deprem konuşuldu. Akdeniz Üniversitesi Deprem Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ramazan Özçelik, son dönemde Antalya’da meydana gelen depremleri değerlendirerek kent merkezinde aktif bir fay hattı bulunmadığını ancak çevresindeki fay sistemleri nedeniyle risk taşıdığına dikkat çekti.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından başlatılan Bilim Kafe etkinlikleri kapsamında düzenlenen söyleşide, deprem gerçeği ve yapı güvenliği bilimsel verilerle birlikte ele alındı. Etkinlik, Akdeniz Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi ile Bilim İletişimi Topluluğu iş birliğiyle Antalya Bilim Merkezinde gerçekleştirildi. Söyleşiye Akdeniz Üniversitesi Deprem Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ramazan Özçelik konuşmacı olarak katıldı.
BİLGİYİ VATANDAŞLARLA DOĞRUDAN BULUŞTURAN PLATFORM
Etkinliğin açılışında konuşan Akdeniz Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi Genel Koordinatörü ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Seçil Van Het Hof, Bilim Kafe etkinliklerinin Yükseköğretim Kurulu tarafından başlatılan bir program olduğuna dikkat çekerek, “Üniversitelerde üretilen bilginin vatandaşlarla doğrudan buluşmasını sağlayacak bir platform oluşturmaya çalışıyoruz. Öğretim üyelerinin vatandaşlarla bir araya gelmesini, güncel konuları konuşmasını ve yaptıkları araştırmaları kamuoyuyla paylaşabilmelerini hedefliyoruz. Bu süreçte en önemli ortaklarımızdan biri üniversitemiz bünyesindeki Bilim İletişimi Topluluğu. Aynı zamanda İletişim Fakültesi bünyesindeki AKİL Haber Ajansımız da büyük emeklerle bu etkinlikleri gerçekleştiriyor.” dedi.
DEPREM GERÇEĞİ UNUTULMAMALI
Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yıl dönümünde, deprem gerçeğini unutmamak ve gerekli önlemler konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlikte deprem güvenliği ele alındı. 6 Şubat depremlerinin hemen ardından araştırma yapmak üzere bölgeye gittiğini belirten Akdeniz Üniversitesi Deprem Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ramazan Özçelik, “Gördüğüm manzarayı hiç unutmayacağım. Umarım bir daha böyle bir senaryoyla karşılaşmayız.” dedi. Prof. Dr. Özçelik, deprem güvenliği konusunda toplumda sıkça karşılaşılan yanlış bilinenlere dikkat çekerek doğru bilgi ve hazırlığın önemini vurguladı.
“GÜZEL GÖRÜNEN BİNA GÜVENLİ OLMAYABİLİR”
Bir binanın dış görünüşünün deprem güvenliği açısından belirleyici olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özçelik, yapıların taşıyıcı sistemlerinin hayati önem taşıdığını söyledi. Özçelik, “Bir binanın kolonları ve kirişleri ne kadar sağlamsa, bina da o kadar güvenlidir. Dış cephenin şık olması, lüks malzemeler kullanılması ya da yeni görünmesi, depreme dayanıklı olduğu anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
Deprem yönetmeliklerinin yapı güvenliğindeki önemine değinen Özçelik, 1998 Deprem Yönetmeliği’nin önemli bir kırılma noktası olduğunu belirtti. 1998 sonrası yapılan ve mühendislik hizmeti almış binaların daha güvenli olduğunu söyleyen Özçelik, “1998 öncesi yapıların büyük bir kısmı bugünkü deprem kuvvetlerine göre tasarlanmadı. Bu nedenle ciddi risk barındırıyorlar” dedi.
ANTALYA FAY HATTI ÜZERİNDE DEĞİL AMA RİSKSİZ DE DEĞİL
Antalya içinde değerlendirmelerde bulunan Özçelik, kent merkezinde aktif bir fay hattı bulunmadığını ancak çevresindeki fay sistemleri nedeniyle deprem riski taşıdığına dikkat çekerken, Antalya’nın 1975 Deprem Yönetmeliği’nde dördüncü derece deprem bölgesi olarak kabul edildiğini, 1998 yönetmeliğiyle ikinci dereceye yükseltildiğini de hatırlattı. Özçelik, bu durumun mevcut yapı stoğu açısından önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Depremlerde sıkça gündeme gelen “deniz kumu” tartışmalarına da değinen Özçelik, esas sorunun beton dayanımı olduğunu vurguladı. Özçelik, “1999 öncesi yapılarda beton dayanımı çoğu zaman olması gereken değerin çok altında. Yönetmelikler minimum 25 MPa (Megapascal) beton dayanımı isterken, birçok eski yapıda bu değer 5–10 MPa (Megapascal) seviyelerinde” diye konuştu.
REZONANS ETKİSİ HASARI ARTIRABİLİYOR
Her depremin kendine özgü bir karakteristiği olduğunu belirten Özçelik, rezonans etkisinin yapı hasarını artırabildiğine dikkat çekti. Depremin periyoduyla binanın doğal periyodunun çakışması halinde hasarın büyüdüğünü söyleyen Özçelik, bu nedenle bazı depremlerde düşük katlı, bazılarında ise yüksek katlı binaların daha fazla zarar görebildiğini belirtti.
Zemin sıvılaşmasının özellikle kumlu zeminlerde görüldüğünü belirten Özçelik, günümüz mühendislik yöntemleriyle bu riskin kontrol altına alınabileceğini vurguladı. “Doğru zemin etüdü ve doğru mühendislik hesaplarıyla en kötü zeminlerde bile güvenli yapılar inşa edilebilir” diyen Özçelik, sorunların çoğunlukla yetersiz denetimden kaynaklandığına değindi.
DEPREMİN BÜYÜKLÜĞÜ İLE ŞİDDETİ AYNI ŞEY DEĞİL
Depremin büyüklüğü ile şiddetinin aynı anlama gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Ramazan Özçelik, büyüklüğün deprem anında ölçüm istasyonlarındaki cihazlarla belirlenen sayısal bir değer olduğunu, Şiddetin ise deprem sonrası sahada oluşan hasara göre belirlendiğini belirten Özçelik, aynı büyüklükteki depremlerin yapı kalitesi ve zemin özelliklerine bağlı olarak farklı şiddetlerde etkiler yaratabildiğini söyledi. Bu nedenle kamuoyunda paylaşılan 7,6 gibi değerlerin depremin büyüklüğünü ifade ettiğini, şiddetin ise ancak hasar tespit çalışmalarının ardından netleştiğini söyledi.
Söyleşi, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi. Etkinlik sonunda Bilim İletişimi Topluluğu’nun akademik danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Kayhan Ateş tarafından Prof. Dr. Ramazan Özçelik’e katkılarından dolayı teşekkür belgesi takdim edildi.
Son güncelleme : 9.02.2026 16:29:19