Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde Antalya Valiliği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde Uluslararası Antalya Fetih Sempozyumu düzenlendi.
Antalya Valiliği, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi iş birliğinde Uluslararası Antalya Fetih Sempozyumu: “Kadim Antalya: Antikçağ’dan Cumhuriyet’e Kent, Kültür, Coğrafya ve Toplum" konulu sempozyum düzenlendi. Edebiyat Fakültesi Bumin Kağan Salonu’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılışına Antalya Valisi Hulusi Şahin, Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Cengiz Toker, Prof. Dr. Şükrü Özen, Genel Sekreter Dr. Ali Evren İmre, Antalya Büyükşehir Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Cemil Böcek, Vali Yardımcısı Tahsin Aksu, Konyaaltı Kaymakamı Rahmi Köse, Döşemealtı Kaymakamı Ünal Çakıcı, İl Emniyet Müdürü Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Ahmet Kavukcu, Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanı Yarbay Tolga Coşkun, 3. Piyade Eğitim Tugay Komutanı Piyade Albay Ayhan Ocak, kurum müdürleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
FETİHNAMELER SERGİSİNİN AÇILIŞI GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Sempozyum öncesinde Edebiyat Fakültesi Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü Sergi Salonu’nda Antalya’nın fethinin 819. yıl dönümü kapsamında, araştırması Mustafa Cansız tarafından gerçekleştirilen Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Handan Dayı tarafından görselleştirilen “Fetihnameler” başlıklı kişisel serginin açılışı da Antalya Valisi Hulusi Şahin ve protokol üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi.
VATAN OLMAK İÇİN MÜCADELE VE DİRAYET GEREKİYOR
Antalya’nın tarihi sürecini ve Türk tarihindeki stratejik önemini değerlendiren Antalya Valisi Hulusi Şahin, konuşmasında 1207 yılındaki ilk fetihten Milli Mücadele yıllarına kadar geniş bir perspektife değinerek Antalya'nın sadece kılıçla değil, kültür ve medeniyetle inşa edildiğini belirtti.
Birinci Cihan Harbi sonrası yaşanan İtalyan işgaline değinen Vali Şahin, Antalya’nın kurtuluş sürecinin sanıldığından daha uzun ve çetin geçtiğini ifade etti. Şahin, "Mussolini döneminde İtalya’nın Ege ve Antalya üzerindeki emelleri devam ediyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Antalya’ya yaptığı dört ziyaretin arkasındaki temel sebep, bu topraklara yönelik tehditlere karşı gösterilen kararlılıktır. Bu topraklar kendiliğinden vatan olmuyor; bir mücadele ve dirayet gerektiriyor.” dedi.
BİZ YAĞMALAMAYA DEĞİL, VATAN YAPMAYA GELDİK
Türklerin Anadolu’ya geliş motivasyonunun diğer milletlerden farklı olduğunu vurgulayan Vali Şahin, “Ecdadımız bu topraklara bir koloni kurma mantığıyla değil, bir vatan arayışıyla geldi. İlim ve irfanla bu toprakları vatan yaptık. Eski dünyanın savaş geleneklerinde fethedilen yerler yağmalanırdı ancak biz gittiğimiz yerde kalmanın hesabını yaptığımız için hiçbir yeri yıkmadık, aksine inşa ettik. İstanbul’un fethinde de Antalya’nın fethinde de aynı medeniyet farkı vardır. Bugün gördüğümüz her Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet eseri, bu toprakların Türk yurdu olduğunun birer tapu belgesidir.” şeklinde konuştu.
MİLLET OLMAK ORTAK BİR GELECEK TASAVVURUDUR
Gençlere milli tarih bilincinin aşılanması gerektiğini belirten Vali Şahin, tarihlerini bilmeyen toplulukların "millet" değil, sadece "kalabalık" olarak adlandırılacağını söyledi. Vali Şahin, "Millet olmak için ortak bir kıvanç ve ortak bir gelecek tasavvuru inşa etmelisiniz. Bu da ancak maziyi bilerek mümkündür. Kızılelma bir idealin sembolüdür.” dedi.
KURUMLAR ARASI İŞ BİRLİĞİNE VURGU
Fetih kutlamalarının bilimsel bir zeminde yürütülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Şahin, “Antalya Büyükşehir Belediyemiz, Akdeniz Üniversitemiz ve Valiliğimiz arasındaki bu üçlü iş birliği şeması son derece başarılı işliyor. İşin bilimsel boyutunun konuşulması ve kitaplaştırılması, kalıcılık adına çok değerlidir.” ifadelerini kullandı. Vali Şahin, konuşmasının sonunda tüm paydaşlara ve katılımcılara teşekkür etti.
GEÇMİŞİNİ BİLMEYENLERİN GELECEĞİNİ BAŞKALARI YAZAR
Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker “Bir toplantıda merhum Kazım Karabekir Paşa'nın kızı Timsal Karabekir Hanımefendi ile online tanıştık. O söylemişti, o sözü burada sizlerle paylaşmak istiyorum: 'Geçmişini bilmeyenlerin geleceğini başkaları yazar.' Gerçekten de bugün tarihî olaylara baktığımız zaman, özellikle de bugünlerde yaşadığımız savaş ve kaos ortamında batılı emperyalist güçlerin yüzyıl önce neler planladığını, neler yaptığını ve kalan planlarını bugün tekrar hayata geçirdiklerini görüyoruz. Bu anlamda sevgili gençler, geçmişimizi, tarihimizi iyi bilelim, geleceğimize sahip çıkalım." dedi. Toker, kongre düzenleme kuruluna teşekkür etti.
HER DÖNEMİNDE BİR YILDIZ GİBİ PARLAYAN BİR KENT
Antalya Büyükşehir Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Cemil Böcek, “Antalya'nın Fethinin 819. yılında kentimizin köklü tarihini, zengin kültürünü ve kadim medeniyetini bilimsel bir perspektifle ele almak amacıyla düzenlenen bu sempozyumda sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk ve onur duyuyoruz. 1207 yılında Sultan 1. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından gerçekleştirilen fetihten bu yana Antalya’mız Selçuklu'nun izlerini, Osmanlı'nın mirasını, Genç Cumhuriyetimizin dinamizmini bağrında taşıyan her döneminde bir yıldız gibi parlayan bir kent olmaya devam etmiştir.” dedi.
TÜRKİYE SELÇUKLULARINDAKİ DİN VE MEZHEP ÖZĞÜRLÜĞÜ
Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Göksu, Fetih ve Fatih: Antalya’nın Fethi ve Sultan 1. Gıyaseddin Keyhüsrev başlıklı açılış konferansını gerçekleştirdi. Prof. Dr. Göksu, Türkiye Selçuklu Devleti’nin merkezinde müthiş bir din ve mezhep özgürlüğü olduğunu vurguladı. Bazı Selçuklu sultanlarının eşlerinin Hristiyan olduğunu ve din değiştirmeye zorlanmadıklarını belirten Göksu, II. Kılıçarslan’ın oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Hristiyan hanımların ibadet edebilmesi için Konya’daki sarayda özel şapeller yaptırıldığını ifade etti. Göksu, bu isimlerin zamanla İslam kültür ve felsefesinden etkilenerek kendi istekleriyle Müslüman olduklarını ve bu medeniyetin birer parçası haline geldiklerini söyledi.
HAÇLI ORDULARINI ANADOLU’DA ERİTEN STRATEJİ
Tarih yazımındaki bazı eksikliklere dikkat çeken Göksu, Arap kaynaklarının Anadolu’daki Haçlı mücadelesini yeterince yansıtmadığını savundu. III. Haçlı Seferi sırasında İmparator Friedrich Barbarossa ile II. Kılıçarslan arasındaki "anlaşma" iddialarına açıklık getiren Göksu şunları söyledi: “Arap kaynakları II. Kılıçarslan’ı düşmanla iş birliği yapmakla suçlasa da gerçek başkadır. Kılıçarslan stratejik bir hamle yapmış olsa da, Haçlı ordusu Anadolu’dan geçememiştir. Selçuklu evlatları ve Türkmenler, bu devasa orduyu Anadolu toprağında imha etmiştir. Eğer bu ordu Kudüs’e ulaşabilseydi, Selahaddin Eyyubi’nin hiçbir şansı kalmayabilirdi.”
İSTANBUL’DAKİ SÜRGÜN VE "HANEDAN ŞUURU"
Tahtını kaybettikten sonra bir süre İstanbul’da (Bizans sarayında) sürgün hayatı yaşayan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in buradaki duruşunun bir "asalet dersi" olduğunu belirten Göksu, Sultan’ın Bizans imparatoruna saygısızlık yapan bir Latin şövalyesini düelloda mağlup ettiğini hatırlattı. Göksu, Sultan’ın o dönemde söylediği, "Ben Selçuklu soyundan geliyorum, benim 17 kardeşim vardır; onlar benim etimi başkasına yedirmezler!" sözünün Selçuklu’daki yüksek hanedan bilincini gösterdiğini vurguladı.
TÜRKİYE’NİN İLK SOSYAL DEVLET HAMLESİ: 5 BİN ÇİFTÇİ PROJESİ
Sultan’ın vizyoner bir devlet adamı olduğunu belirten Göksu, Bizans topraklarından 5 bin Hristiyan çiftçiyi Akşehir bölgesine yerleştirerek onlara 5 yıl vergi muafiyeti ve tohum desteği verdiğini anlattı. Bu hamlenin Bizans ekonomisini sarstığını ve Selçuklu’nun tarımsal üretimini şahlandırdığını ifade eden Göksu, bu politikanın modern iskan ve tarım politikalarına ilham verecek nitelikte olduğunu söyledi.
ŞEHADETİ HAKKINDAKİ EZBERLER BOZULDU
Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Alaşehir Muharebesi’nde (1211) şehit düşmesiyle ilgili Bizans kaynaklarının "düelloda öldürüldü" iddialarının, Konya’daki hanedan türbesinde yapılan bilimsel çalışmalarla çürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Göksu şu “Yapılan antropolojik ve genetik incelemeler gösterdi ki; Sultan, Bizans kaynaklarının iddia ettiği gibi bir düelloda değil, savaş meydanında arkadan yaklaşan bir Frank süvarisinin kılıç darbesiyle şehit edilmiştir. Naaşına Bizans İmparatoru Laskaris bile büyük saygı göstermiş, onu öldüren süvariyi cezalandırmıştır.” dedi. Göksu konuşmasını, Selçuklu sultanlarının mezarlarında yüzyıllar boyu sürdürülen "nöbet" geleneğinin bugün Konya’da yeniden ihya edilmesinin önemine değinerek, "Bu coğrafyayı bize vatan yapanlara vefa göstermek borcumuzdur" sözleriyle noktaladı. Konuşmaların ardından Vali Hulusi Şahin tarafından, Prof. Dr. Erkan Göksu’ya plaket takdim edildi.
Sempozyum gün içinde devam eden oturumlarla son buldu.
Son güncelleme : 5.03.2026 15:19:23